Kopenhag vlogu: Vikingler, Noel pazarları ve biraz hayal kırıklığı
Cem ve yakın arkadaşlarımızla Kopenhag'da geçen dört gün: Tivoli, Viking müzesi, Lego mağazası, Noel pazarları, Christiania ve neden bir daha gitmeyi düşünmediğim.
Merve Özkaynak··3 dk okuma

Herkese yeniden merhaba,
Gidilecek şehirler listemde uzun zamandır ilk üçte olan Kopenhag'a sonunda Cem ve en yakın arkadaşlarımızla gittik. Oldukça değişik dört gün geçirdik. Videosunu izlemek için sizleri YouTube kanalıma bekliyorum 🙂
Sabah dokuzda uçağa bindik, iki saat geri olduğu için saat onda indik ama hava sisli ve karanlıktı, sanki gün hiç doğmamış gibiydi. Otelimiz kocaman bir kanala bakan, iskeleli bir yerdi. Avrupa'nın her yerinde olduğu gibi Danimarka'da da Noel zamanıydı, her yerde yılbaşı ağaçları vardı.
İlk durağımız Tivoli Garden oldu. İçinde göller, sandallar ve atıştırmalıklar olan, lunapark gibi büyük bir alan. Berlin'deki Noel pazarları ücretsiz ya da 1 euroydu, burası biraz daha pahalı; iki günlük bilet alıp giriyorsunuz. İçeride çarkıfelek çevirip dev çikolatalar kazanılan stantlar, trol figürleri ve rengarenk bir şeker dükkanı vardı. İlk akşam da en sevdiğim dükkan olan Flying Tiger'a sonunda kendi memleketinde gidebildim, çünkü aslında bir Danimarka markası. Kendime ve kızıma bir sürü şey almak için hemen içeri daldım.
İkinci gün National Museum'a, yani Viking müzesine gittik. 800'lü ve 900'lü yıllardan kalma altın yüzükler, paralar ve kehribar kolyeler gördük. Yüzüklerin tasarımı o kadar güzel ki bence Bulgari'nin ikonik tasarımlarında bir Viking ilhamı var. Vikinglerin en sevdikleri eşyalarla, hatta bazen atlarıyla birlikte gömüldüğünü öğrenmek çok enteresandı. Müzede mola verdiğimizde beni görmeye gelen iki tatlı kızla tanıştım, çok mutlu oldum.
Sonra Lego'nun memleketindeki Lego mağazasına gittim. 17.417 parçadan oluşan, 37 kilo ağırlığında ve 100 saatte yapılmış bir ejderha vardı. Kırmızı başlıklı kızdan Harry Potter'a kadar her şeyin legosu var. Elimizde zaten çok duplo olduğu için Türkiye'de bulamadığım duplo zeminini aldım, kasadaki çocuk bile "good choice" dedi. Akşam yiyecek ağırlıklı bir Noel pazarında hayatımda yediğim en iyi somonu yedim; o kadar beğendim ki ertesi gün bir daha gittik.
Üçüncü gün Cem hastalandı, ona ilaç almak için eczaneye gittim. Danimarkalıların ilaç sevmediğini, istediğiniz her ilacı reçetesiz alamadığınızı orada öğrendim. Yolda yalnızca bir kilometrelik mesafede bana rehberlik yapan çok tatlı bir taksiciye denk geldim. Amsterdam'a çok benzeyen, rengarenk restoranların ve tekne turlarının olduğu kanal kenarını da gezdik.
Son olarak herkesi ikna edip Christiania'ya gittik. Grafitilerle dolu duvarlarıyla hippi döneminden kalma, kendi kuralları olan bir komün yaşamı burada. Yaklaşık 800-850 kişinin yaşadığı küçük bir köy gibi düşünebilirsiniz. Fotoğraf ve video çekmenin yasak olduğu bir alandan farkında olmadan geçerken bir kadın tezgahın arkasından "delete delete" diye bağırdı, hemen sildim.
Açık konuşmak gerekirse bir daha sadece gezmek için Kopenhag'a geleceğimi sanmıyorum. Gün yüzü görmedik, gün çabucak batıyordu, çok pahalı ve bence çok turistik bir şehir de değil. Daha ucuza daha çok eğlenebileceğim birçok şehir var. Yine de mimarisi huzur veriyor, insanları da çok güler yüzlüydü. Umarım ayağımın tozuyla hazırladığım bu videoyu keyifle izlersiniz. Yeni vloglarda görüşmek üzere 🙂
Videoyu izleDANİMARKA'DA BİRAZ HAYAL KIRIKLIĞI, VİKİNGLER VE YILBAŞI PAZARLARI🎄🤔YouTube’da Merve Özkaynak kanalında ↗
Sık sorulanlar
Kopenhag'da Noel zamanı nereler gezilir?
Christiania'da fotoğraf çekmek serbest mi?
Son güncelleme: 5 Kasım 2026



